• Dolar döviz kuru 3.6776
  • Euro döviz kuru 4.3215
  • 11.10.2017
Hasan  Gömleksiz

Hasan Gömleksiz

DİP DALGASI

‘’Mevzu bahis olan vatansa gerisi teferruattır.’’ 

Tarihi sözler tarihe damgasını boşuna vurmazlar. 
Orhun Abidelerinden günümüze milletin sinesinde kutlu bir tohum gibi durur, günü vakti gelince hayata geçerler.
İşte bu günlerde böyle bir atmosferi soluyoruz.

İsimler partiler işin hikayesi, sen ne kadar dayatırsan dayat, millet önderini kendisi yaratıyor.
Camianın liderinden milletin liderine geçmek kolay değil.

Bütün taşlar yerinden oynuyor. Bütün ezberler, bütün tabular yıkılıyor. Türk milleti yeni bir yapılanma yeni bir fikir ve zihin inşasına doğru hızla yol alıyor. Milliyetçiler ikinci bir imtihanla karşı karşıya. Başarıp başaramayacağı Türk milliyetçilerinin ehliyeti, önderliği, ileri görüşlülüğü, aydınlık ve birikimiyle doğrudan alakalı. 
Tarihi bir vebal, tarihi bir sorumluluk! 

Gözü korkan, dizi titreyen, aklı yetmeyen, fikirsiz, düşüncesiz, vizyonsuz, korkak, çekingen, küçük düşünen, ikbal ve menfaat peşinde koşan kim varsa, istese de istemese de çekilecek kenara.

Ne kadar fırtına koparsa kopsun, sistemin demokrasisinden milletin demokrasisine, 
Sistemin milliyetçiliğinden, milletin milliyetçiliğine dönmek zorundayız.

Sırtta kambur ayakta prangalarla, her şeyi halının altına süpürerek milliyetçilik yapmak devri artık kapandı. Hamasetle, handikapla, hikayeyle masalla yeterince vakit kaybedildi. İlmin ve aklın konuştuğu yerde cehalet susar. Küçük adamlar büyük davaların yükünü çekemez. 

Dip dalgası: Adı üstünde dip dalgası, gel gör ki bazılarımız hala işin farkında değil. Tabiat boşluk kabul etmez. Sen ön almazsan, sen doldurmazsan, bir dolduran muhakkak çıkacaktır. Halk hareketinin içinde olmayanlar, halk için konuşamazlar. Konuşsalar da gale alınmazlar. Hareketin bir parti, bir isim değil, bir millet hareketi olduğunu görmek zorundayız. 

Mesele bir isim meselesi değildir. Önemli olan, milletin Türk milliyetçilerine açtığı yoldur. 
Milletin yarattığı lideri milletten başka kimse engelleyemez. İsim kim olursa olsun, milliyetçi bir iktidar, milliyetçi bir liderin doğuşuna milliyetçilerin nazlanması akıl alır gibi bir şey değil.

Meral Hanımın çıkışında elbette pek çok etken var. Ama asıl Meral Hanımı Meral Hanım yapan gerçeklik, milletin sinesinde milletin kalbinde yer etmesidir. Milletin kalbinin kapılarının açılması öyle kolay değildir. Bunu meral Hanım açmışsa bu Meral Hanım kadar Türk milliyetçilerinin de zaferidir.

Unutmayınız ki millet Meral Hanım’a farklı bir rol yükledi. Diğer bütün liderler camiasının, Meral hanımsa milletin lideri olmak sorumluluğu ile karşı karşıya. Başarmak zorunda. 
Teveccüh kadar, yükünde büyüklüğü, tercihlerinin önemini her zamankinden daha da önemli bir hale getiriyor.
Bir yanda işin merkezinde Türk milliyetçiliği, diğer yanda milletin lideri olmak elbette kolay değil. 
Ama imkansız da değil. Türk milliyetçileri bu işi birçok kez başardı, bu günde başaracaktır.
Türk milliyetçiliğinin ruhundaki olanın icraata geçmesi Türk milliyetçileri için sorun olacağı kanaatinde değilim. 

Peki? Neden A Ya da B isim değil de Meral Hanım? Sorusunun üzerinde özellikle durmak gerekir.
Bu sorunun tafsilatlı pek çok açıklaması vardır; ama bir tek cümleyle özetlemek gerekirse milletin lideri gözünden tanıması feraseti olarak açıklamak gerekir. 

Çünkü Milletler lider olacak kişiyi hisseder ve ardına düşerler. Konunun en basit açıklaması budur.

Bunu kimisi cesur, kimisi kararlı, kimisi dürüst, kimisi çalışkan, kimisi uzak görüşlü, kimisi güvenilir, kimisi vefalı, kimisi cana yakın, kimisi bilgili sıfatlarıyla açıklayabilir. Ama hepsi gelip milletin liderini bir şekilde tanımasında nihayete erer.

Çıtayı yüksek tutanların eleştirileri de yüksek olur. 
Aslında bu hareketin ilke ve bakış açılarından birinin de bu olduğu, ya da olması gerektiğini sık sık dile getirmek gerekir. Medeni ve gelişmiş ülkelerde eleştiri eseri yok etmez aksine güzelleştirir. 
Tartışma ve eleştirilere kapalı olmak geri kalmış toplumların özelliğidir. Meral Hanım’la her şeyden önce bunun değişmesi düşünen insanların düşünce ve fikirlerinin önü açılması gerekir. 

İhtimal vermiyorum, ama yine de dikkatli olmak zorundasınız. Unutmayın ki şüyuu vukuundan beterdir. Kim dayatıyor nerden nasıl dayatılıyor bilmiyorum; ama altını özellikle çizdiğiniz gibi, işin mimarı ve merkezinde Türk milliyetçileri olması düsturundan saptığınız an işiniz bitmiş demektir. Ön teker nereye giderse arka teker de oraya gider. Lokomotifi olmayan tren ne kadar boyalayıp cilalarsanız cilalayın hedefe varamaz. 

Ülkücülük cephesine gelince, işin doğrusu hareketin sahibi ne devlet bahçeli, ne de Meral Akşener’dir. 
Hareketin gerçek sahibi, kendisini kimin, hangi lider ve teşkilatın yöneteceğine karar verecek olan tabanın bizatihi kendisidir. 

Üç beş yüz,
üç beş bin ülkücü yanılabilir; Ama milyonlarca ülkücü yanılmaz. 
Ülkücüleri adam yerine koymamak saygısızlığından, densizlik ve dangalaklığından artık vazgeçilmesi gerekir. 

O taban ki tavan ne kadar rezalete bulanırsa bulansın temiz kalmayı başarabilmiştir.
Bu, ülkücü hareketin tarihindeki en önemli olaydır. Bana göre bu, Beş bin şehit binlerce gazi yüz binlerce ülkücünün emeğinin tanrı katındaki değeridir. 

Siyasal İslamcılar dahil diğer bütün hareketler iflas etmiş ne olduğu anlaşılmıştır. Türk milletini bu güne kadar yaşatan, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu felsefesini temsil eden milliyetçi hareket, siyasi hareketler içinde vatan için en çok bedel ödeyen, en saf, en temiz, en doğru harekettir. 
Din de, millet de, devlet de, karşılığını en doğru Türk milliyetçiliği düşüncesinde bulur.

Ülkücülük sadece MHP’ de yapılır tezine gelince 
Bu iddiaya da, karşı görüşe de vereceğimiz cevap şahsidir. 
Asıl cevap milyonlarca ülkücünün vicdanında hür iradesinde gerçekleşecektir. 
Ülkücülük ve milliyetçilik nerede hayat bulursa orada yapılır. 

Bozkurt, sadece bir partinin değil, bütün Türk milletinin amblemi, Başbuğ, sadece bir partinin değil, bütün Türk dünyasının başbuğudur. Bozkurtu kullanamaz, başbuğun resmini asamazsınız tehdidi, hadsizliğin ötesinde Türk milliyetçiliğinden bir haber olmaktır. 
Türk milliyetçiliği bu değerlerin kullanılmasından değil, kullanılmamasından rahatsızlık duymalıdır. Dünyada hiçbir güç, hiçbir parti, hiçbir kabadayı ülkücüleri bunları kullanmaktan men edemez. 

Kimse kimsenin milliyetçiliğine de, ülkücülüğüne de, dil uzatamaz. 
Bu kalanlar için de, kalarak muhalefete devam edenler için de, ayrı parti kurmak zorunda kalanlar içinde geçerlidir. 
Bu okun yaydan çıktığı,
Bu günahın kendisinden gittiği, 
vebali vicdanına tevdii bir teşhis ve tercih meselesidir. 

Bu kadar rezalet, bu kadar melanet, bu kadar gaflet ve ihanetten sonra kimse kimseyi sorumlu tutamaz. 
Kimin haklı kimin haksız olduğunu zaman gösterecektir.

Bu işin kıstası, bu vasıfların bu değerlerin kişilerdeki tezahürüdür. 
Adını kullanıp sıfatının içine edenle etmeyeni ayıramayan bir yargıda, Türk milliyetçiliğinin zerresinin olduğunu düşünmek beyhudedir.

İşin aslı ülkücüler de, millet de, millet eksenli bir demokrasi ile sistem eksenli bir demokrasi arasında çıkış yolu aramakta, sistemin bütün dayatmalarına karşı takdire şayan bir mücadele vermektedir.

Az gelişmiş ülkelerde ki egemenlerin demokrasisinden (!) gelişmiş ülkelerin demokrasisine bir an önce geçmek ülkücülerin de milletin de kaderidir.

Kim ne derse desin ülkücüler içinde genel başkanlık yapabilecek isim çok; ama iktidara taşıyabilecek isim tekdir. Sihirli bir değnek midir? Değil elbette, sihirli değneklerin devri geçeli hanla hamam oldu çünkü.
O da diğerleri gibi geri kalmış ülkelerin liderlerinin büyüsüne kapılıp kutsal ve sihirli liderlerle aynı torbaya girerse onun bileceği iş. 

Bana göre bu konunun önemi yeniden çağdaş bir lideri deneyecek olmamız. Çağdaşın altını özellikle çiziyorum. Kutsal ve sihirbaz lider anlayışından bıktım çünkü. 
Gelişmiş ülkelerdeki gibi bir liderle çalışmak bu nedenle benim için çok önemli o sinyali alıyorum. Yanlışını görsem herhalde rahatlıkla eleştirebilirim diye düşünüyorum.

Amerika’yı yeniden keşfetmemiz gerekmiyor. Gelişmiş ülkelerdeki sisteme geçmek milletin kaderini değiştirmek demektir. Tarihi inceleyin yıkılan, yükselen, yaşayan her devlette bu püf nokta muhakkak karşınıza çıkacaktır. 

Matbaayı 200 yıl sonra da olsa kuzu kuza almak zorunda kalmak. Bize önemli bir dersti ama galiba hala akıllanmamışız. 

Osmanlı da Avrupa tipi modern okullar açmanın yıllar sonra kabul edilmesi körlerin keyfi, ama milletin kaderiydi. Değişen hiçbir şey yok. 

Geri kalmış ya da az gelişmiş ülkelerde metot hep aynı. Sadece dünkü dünkünün bu günkü bu günkünün gerçeğini yaşıyor. Aradan geçen uzun zamanda ana ve hayati konularda değişen pek bir şey yok. Taban tavanı beslemeye, tavan da tabana olanca hışmıyla hükmetmeye devam ediyor.

Oluk oluk paranın aktığı yerde cahil halkı söğüşleme mekanizmasının durdurulması öyle basit bir olay değil. Matbaanın kabul edilmesi gibi bakalım kaç yıl alacak. 

Bir ülkenin geri kalmışlığının sebebi yer altı ve yer üstü kaynaklarının olup olmaması değil, ilim ve aklı kullanıp kullanmamalarıyla alakalıdır. Bu işin bir numaralı sorumluları da her şey onların emrinde olduğu için siyasetçilerdir. 

Akılara durgunluk veren şey gelişmiş ülkelerde halkın refahı için var olan siyaset ve demokrasinin geri kalmış ülkelerde küresel güçler sistem ve siyasetçi eliyle halkın fakirliği için kullanılan bir araç haline dönüşmesidir. Yani ülkenin kaderi dönüp dolaşıp yine siyasetçide bitmektedir. Bu nedenle dip dalgası önemlidir.

Mevzu bahis olan vatansa gerisi gerçekten teferruattır.

Bütün kalbimle inanıyorum ki ne zaman milletin ufku kararsa o gün bu söz, bir güneş gibi milletin ufkunda hep doğacaktır.


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.