• Dolar döviz kuru 4.7905
  • Euro döviz kuru 5.6109
  • 14.06.2018
Hasan  Gömleksiz

Hasan Gömleksiz

PARMAK VEKİLLER DEMOKRASİ VE GELECEĞİMİZ

İstisnalar kaideyi bozmaz. Hangi partide olursa olsun hiç şüpheniz olmasın seçilebilecek sıralardan yine en çok onlar seçilecekler.

Bir parasından başka hiçbir özelliği olmayanlar. İki vekilliğin değil, biatın hakkını verecekler her zaman olduğu gibi yine tek geçilecekler.

Hiçbir partide hiçbir harekette ciddi emekleri yoktur. Ama gelip hep başköşeye otururlar.

İllerde ilçelerde hak sahiplerinin dişleriyle tırnaklarıyla oluşturdukları sinerji hep tarihi bir emek hırsızlığı ile onların zaferiyle sonuçlanır.

Öylesine güçlü bir çekim gücüne sahiptirler ki, onlar çıkınca meydana gece gündüz var gücüyle çalışan gariban adayanların en yakınları bile, bir anda omuz omuza mücadele ettiği arkadaşını bırakıp onların yanına geçer.

Neredeyse hiç birinin Türkiye’nin geleceği ile ilgili hiçbir fikir ve düşünceleri yoktur. Durdukları yerde küçük bir parmak şaklatmakla vekillik gelip önlerinde durur. Partileri adına da ülke adına da yaptıkları ve yapacakları tek şey sadece budur.

Bütün geri kalmış ülkelerde sistem aynıdır. Ülkenin devasa problemlerine talip bütün partiler, nedense ülkeyi ısrarla bunlarla yönetmeye kalkarlar.

O güne kadar para kazanmaktan başka hiçbir uğraşı olmayan bu kesim bir anda kendilerini ülkenin gelecek ve kaderini belirlemeye yetkili insanlar olarak bulurlar. 
Siz her ne kadar o sorumluluğun altında ezileceklerini düşünseniz de öyle olmaz.
Görevleri, bizim zannettiğimizin tersine gayet basittir. Yapacakları tek şey sadece ellerini kaldırıp indirmektir.

Bazılarınız yok artık o kadarda değil. Adam o kadar başarılı bir iş adamıysa herhalde ülkenin yönetimine problem ve sorunlarına dairde bir şeyler biliyordur da diyebilir.
Öyle biriyse zaten, o sorumluluğun içinde olmuş ve en az diğerleri kadar emek ve gayret sarfetmiş demektir. Böylelerine bir sözümüz yok. Sözümüz mantar gibi bir anda biten parasından başka hiçbir şeyi olmayanlara

Hak edenlere hakkı olanlara gelince, her zaman olduğu gibi yine, bu günde tablo değişmeyecek.
Aday olmanın şerefiyle avunup, bir gün sıranın kendilerine de geleceğini umarak, hiç şansları olmayan sıralardan yukarıdakilerin seçilebilmeleri için var güçleriyle çalışmaya devam edecekler.

Lokal tedavilerin pek bir işe yaramadığını önemli olanın sistem olduğunu eninde sonunda biz de öğreneceğiz.

Sevgili okurlarım, meclis şerefli bir makam, vekillik ciddi bir iştir. 
Taliplerin Memleket meselelerinde bir fikri, bir düşüncesi, araştırması, incelemesi, projesi, duruşu, üstün bir vasfı, erdem ve ilkesi olması gerekir. 
Gelişmiş Hiç bir ülke de vekillik her önüne gelenin, her isteyenin milletvekili olacağı kadar basit değildir. Çünkü mevzu bahis olan sadece sıradan bir temsil değil ülkenin geleceğidir.

Bu nedenle ülkelerin her zaman parmak değil, gerçek vekillere ihtiyacı vardır. Hiç bir ülke vasıfsız birikimsiz parmak insanlarla yönetilemez.

Doktor olmayana hasta, avukat olmayana dava, mimar olmayana bina teslim edilemeyeceği gibi, devlet yönetmeye, yasa yapmaya layık olmayana da devlet teslim edilemez.

On yirmi uzman olsun, gerisi nasıl olursa olsun, mantığı geri kalmış ülkelerin mantığıdır.
Kaderini hiçbir vasfı olmayanlara bırakan toplumların sızlanmaya hakkı yoktur. Böylesine bir şuursuzluk akılsızlıktan başka bir şey değildir.

Tabi bu madalyonun bir yüzü, bu madalyonun bir de diğer yüzü var.

Acaba partilerin kapıları her alanda yetişmiş, sayılan, sevilen, bilgili ve şahsiyetli, doğru ve dürüst taşıdığı vekilliğin hakkını verecek insanlara ne kadar açıktır?

Yukarıdaki vasıflara sahip insanların sistem yüzünden siyasetten uzaklaşmaları, her ülke için olduğu gibi bizim için de önemli bir kayıptır.

Hiçbir iyi yetişmiş insan, siyasetin ayak oyunlarıyla uğraşmak istemez. Onlar uğraşmadıkça da her geçen gün meydan biraz daha diğerlerine kalır. 
Oysa her aklı başında devlet, dünyanın emeğini verip yetiştirdiği değerlerinin, önlerini tıkayıp bir köşeye atmak yerine onlardan azami ölçüde faydalanmak zorundadır. 
Yani mesele, kaderimizi belirleyen siyaseti, gelişmiş ülkelerdeki gibi doğru temellere oturtmaktır.

Yukarıda saydığımız şeyler, sadece parası olan, başkada bir vasfı olmayan insanlar için geçerli değildir. Yukarıda saydığımız şeyler, isterse çok sevilsinler, ülkeye verecek hiçbir şeyi olmayan herkes için geçerlidir. 
Ülkeler sevilen insanlarla değil sevildiği kadar önemli plan ve projeleri olan liyakat sahibi insanlarla yönetilir.

Bir de istenmediği halde paraşütle Hanya dan gelip Konya da ilk sıraya oturanlar var. 
Neymiş te efendim asıl olan partiymiş olabilirmiş. Olamaz efendim! Alın terinin, emeğin yenildiği yerde temsil de, adalet de olmaz. 
Eğer olursa onun sosyolojik bir bedelin olacağını, kısa vadede lehe gibi görünen şeyin uzun vadede aleyhe döneceğini, bir daha o şehirlerde gecesini gündüzüne katıp, çalışıp çabalayacak insanlar bulamayacağınızı artık bir zahmet öğrenin.

Şu illerin, ilçelerin, şu bir birinden dertli eski başkanların, yöneticilerin dili çözülse de bir konuşsa senelerdir hangi haklar yendi hangi enerjiler tüketildi bir görseniz.

Bir de tarikat gibi parti tutan kesin inançlılar vardır. Kendilerine yakıştırdıkları en meşhur isim dava adamlığıdır. 
Dava adamlığı öylesine büyülü bir kelimedir ki, onun büyüsüne kapılmayan, onunla yatıp onunla kalkmayan, onunla şahsiyet bulmayan bir ülkücü neredeyse yoktur.

Sorun, bu kadar dava adamının olduğu yerde davanın nasıl bu halde olduğudur. Ama garabet sadece bununla sınırlı değildir. Bu güne kadar merak edilmeyen bu konu, büyük ihtimalle bundan sonrada merak edilmemeye devam edilecektir. 
Çünkü bu harekette dava ne kadar zorsa, dava adamlığı da o kadar kolaydır.

Bu nedenle akıldan çok duygularımızla hareket etmekte kolayca anlaşılabilecek birçok şeyi bile birbirine karıştırıp anlaşılmaz hale getirmekte üstümüze yoktur. Liderlikte bunlardan biridir. İyi bir lidere dünyanın hiçbir yerinde tabanı karşı çıkmaz. Tartışma başarı ve yeterlilik söz konusu olursa gündeme gelir.

Her ne olursa olsun liderden taviz vermemek dava adamlığı değil, liderciliktir. Elbette Lider çok şeydir, ama asla her şey değildir. Bunu birde liderden çıkarıp genel başkan düzeyine çekerseniz ihanetle sadakat, dava adamlığı ile sorumluluk daha mantıklı bir çizgiye oturacaktır

Modern gelişmiş toplumlarda lider de, teşkilat da, fikir de, tartışmaya açıktır. Bilgi çağında artık bunun mevzuu edilmesi bile saçmadır. Çağa ayak uyduramayan her hareketin sonu hüsrandır. 
Bizim meselelerimizi bizden başka kimse düzeltemez. Bu nedenle meseleye ihanet penceresinden değil, sorumluluk penceresinden bakmak gerekir.

Menfaatçileri hiç saymıyorum çünkü onları insan yerine koymuyorum.
Çünkü benim gözümde onların ne dini, ne milliyeti, ne ahlakı, ne ilkesi, ne fikri, ne partisi, ne şahsiyeti, hiçbir şeyleri yoktur.

Ama ne yazık ki her zaman ve her devirde güce genellikle onlar sahiptirler.
Virüs gibidirler, girdiği her yeri çürütürler. İşleri bitesiye kadar durur işleri bittikten sonra da yeni bir pasta da yeni bir ideale yelken açarlar.

Bazı sosyologlar idealizmin top yekûn olursa başarılı olduğunu tekilde kaybetmeye mahkûm olduğunu söyler. 
İdealist, erdemli olduğu için karşısına çıkan her fırsatta kendini değil layık olanı düşünür. 
Menfaatçi ise, hiçbir fırsatı kaçırmaz. 
Tekilde başarılı olduğu için hem konuşma hakkına, hem de yönetmeye hak kazanır. Kazandıkça da daha fazlasına sahip olmasına kimse engel olamaz.

Gelelim tonlarca tebeşir tozu yutmuş, yıllarca mürekkep yalamış ilim adamlarına. 
İsminin önünde şatafatlı bir sürü unvan olan anlı şanlı akademisyenlere. 
Türk milliyetçiliğinin bu günkü halinden en çok siz sorumlusunuz!

Ey âlimler! âlimi idealist ve cesur olmayan hiçbir millet, hiçbir devlet ayakta kalamazken gariban ülkücüler nasıl ayakta kalsın?

Türk milliyetçiliğinin devasa potansiyeline rağmen içine düştüğü bu çıkmazı daha ne kadar seyredecek, Türk milliyetçiliği davasına olan borcunuzu ne zaman ödeyeceksiniz.

Hadi geçerli birçok nedenle akademisyenden siyasetçi olmazı çaktınız milletin kafasına da,
Peki! Yol açmak, ışık tutmak, ışık olmak sorumluluk ve mecburiyetine ne diyeceksiniz.

Çare bulacak çare olacak siz değil misiniz?

Ne zaman bir Ziya Gökalp, bir Gaspıralı, bir Erol Güngör, bir Atsız … Çıkaracaksınız?


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.