• Dolar döviz kuru
  • Euro döviz kuru
  • 25.04.2018
Hasan  Gömleksiz

Hasan Gömleksiz

REİS!!!

Adamın biri bir papağan almak için papağan satan bir dükkâna girer ve beğendiği bir papağanın fiyatını sorar. 
Dükkân sahibi yüz bin lira der. 
Adam şaşırır kafayı mı yedin hemşerim araba mı alıyoruz, bir papağan yüz bin lira eder mi? der. Dükkân sahibi eder der; çünkü onun bir özelliği var.
Adam merak edip özelliğini sorar.
Dükkân sahibi o bir yabancı dil biliyor der.
Adam düşünür, insanların bile zor öğrendiği bir şeyi bir papağan öğrenmişse helal olsun eder der.

Başka bir papağan seçip onun fiyatını sorar.
Dükkân sahibi o iki yüz bin lira der.
Adam yoksa bununda mı bir özelliği var? der
Dükkân sahibi evet der. O da iki yabancı dil biliyor.
Adam düşünür, insanlar bir yabancı dili zor öğrenirken bir hayvan, bir papağan iki yabancı dili öğrenmişse eder der.

Şaşkın şaşkın aranıp beğendiği üçüncü papağanın fiyatını sorar
Dükkân sahibi onun fiyatı üç yüz bin lira der.
Adam yoksa bu da üç yabancı dil mi biliyor? der
Dükkân sahibi evet der. O da üç yabancı dil biliyor.
Adam düşünür, insanlar iki yabancı dili zor öğrenirken bir papağan üç yabancı dili öğrenebiliyorsa şaşırılacak bir şey ama helal olsun eder der.

Papağan almaktan tam umudunu kesmişken gözüne kıyıda köşede sessiz sedasız duran bir papağan ilişir. Peki! Der bunun fiyatı ne? 
Dükkân sahibi onun fiyatı bir milyon der.
Adam yok artık her halde bu da on dil biliyor demeyeceksin deyince

Dükkân sahibi hayır der demeyeceğim 
Çünkü onun özelliğinin ne olduğunu biz de hala bilmiyoruz.
Ama diğer papağanlar ona reis diyor der.

Sizi bilmem ama benim AĞRIMA GİDİYOR. 
Parti ve ocaklar kuruldukları günden bu yana harıl harıl reis yetiştiriyor.
Ama nedense ortada hiç biri yok. 
Mangalda kül bırakmayan o efsane (?) reisler nerede acaba? 
Yoksa biz gerçekten yıllarca boşa mı kürek çektik? 

Adamlar etliye sütlüye dokunmadan dört başbakan üç cumhurbaşkanı çıkardı, dördüncüsünü de bize seçtirmeye çalışıyor. 
Buna normalde pes denir; Ama maalesef biz beka diyoruz.

Yani ilginç bir mantıkla ülkücüler beka için inanılmaz bir istek ve şevkle eski bir milli görüşçüyü 
Milliyetçiliği şeytani gören bir İslamcıyı,
Bir Türk milliyetçiliği karşıtı siyasetçiyi
Reis seçmeye hazırlanıyor.

Dünya görüşünün, felsefesinin, bakış açısının, mazisinin, ideallerinin, zihniyetinin taban tabana zıt olduğu birini reisi seçmek ve ona biat etmek Türk milliyetçiliği açısından tarihe geçecek bir olay 

Ama elde algı gibi bir silah, beka gibi bir koz olduğu müddetçe her şey tereyağından kıl çeker gibi çekilebiliyor 

Bu da gösteriyor ki, demek ki toplumda algıya en açık kesimlerden biride biz milliyetçileriz.

Suat Başaran’ın da dikkat çektiği gibi daha dün bir, bu gün iki 
Daha şimdiden yeni ülkücülük türleri türemeye başladı bile.
Utanan ezik ve mahcup akkurtlar tavan yapmış bir pişkinlik ve özgüvenle bozkurtların önüne çoktan geçti bile.
Buna, zaman içinde iktidar nimetlerinin kabarttığı iştahla değişim ve dönüşümde sınır tanımayan yeni bir tür de katılacak daha
ANAP da DYP de bıraktıklarımıza bir de AKP de kaybedeceklerimizi ekleyeceğiz.

Ülkücüler ciddi bir özeleştiri yapmak zorunda.
Komünizme direnmişken 
Kapitalizm ve küreselleşmeye niye yenildi acaba? 
Fikriyatı gereği, en az bozulması gereken ülkücülerin, en fazla bozulan kesim olması sosyolojik tahlil gerektiren ciddi bir vakıa. 

Bir toplumun parçası olarak toplumdaki hastalıkların bizlerde de olacağını, olabileceğini ciddi ciddi göz ardı etmişiz demek ki. 
Kutsallarla donatıp, hayal ettiğimiz bir dünya da, ayakları yere basmadan yaşarsak olacağı bu işte. 

Toplum menfaatçi, biz idealistiz sanıyorduk. 
Toplum bozuk, biz düzgünüz sanıyorduk. 
Toplum yanlış, biz doğruyuz sanıyorduk… Ama öyle değilmiş demek ki. 
Gördük ki en az toplum kadar bizde de ciddi sorunlar varmış. 

Yüz binlerce başkanı olan bir harekette camianın kendisine defalarca hakaret eden birine başkan demesinin sosyolojik olduğu kadar psikolojikte bir yönü var, ama kimin umurunda.

Reisler alınmasın! Yazımı, reisle başladım reisle bitireceğim.
Çünkü hareketin vebali herkesten çok onların omuzunda. 
Reisler mi, seyisler mi? Artık bilmek, artık görmek zorundayız. 
Gencecik yiğitleri hizaya çeken dev görünümlü cüceler acaba şimdi hangi delikteler.
Aslan gibi kükreyip, kedi gibi sinmek yakışmıyor onlara.

İlim yok, bilim yok, fikir yok, sanat yok, duruş yok, hedef yok, karizma yoksa. 
Tepe tepe kullandığınız reisliğin adı var, şanı var, şerefi var, ama kendisi yoksa. 
Öyle ise yıllarca hareketin sinerjisini niye emdiniz? Niye reis oldunuz, niye hareketi yönettiniz?
Bu tarihi günde çıkmayacaksanız ne zaman çıkacaksınız ortaya?

Yıllardır Milliyetçi Türkiye, Turan diye diye, mangalda kül bırakmayarak hareketi getirdiğiniz nokta ortada.
Koskoca kökü mazide şerefli bir hareketin sonu bu olmalıydı.
Bu tarihi ayıbın vebali kimde acaba?

Bu sorunun cevabını öyle kalayca hemen verebileceğimizi sanmıyorum. Çünkü bu sorunun cevabını ararken karşımıza çıkacak sonuç en az aradığımız cevap kadar önemli bir şey. Zira sadece görünen sorumlularla değil çatışma ve çöküşünü hazırlayan besleyen ve büyüten bir sistemle küresel ve sosyolojik bir durumla da karşı karşıyayız.

Ülkücüler bu çatışma ortamına durduk yere kendiliğinden gelmedi. 
Bu güne kadar onları bu günlere sürükleyen sebeplere kafa yoran ya da kafa yoranları gale alan çok fazla kişi ya da kurum ne yazık ki pek çıkmadı

Cevabı verilmeyen ötelen sorunlar küçülmez aksine gün geçtikçe büyürler. Kendi çarklarında ezilenler düzenin çarkında haydi haydi ezilirler. Devletin düzenini düzeltecekler önce kendi sistemlerini düzeltmek zorundalar.

Bir tarafta lider doktrin teşkilat ve beka! Diğer yanda liyakat ve demokrasi! 
Bir yanda emir ve komuta! Diğer yanda sivil ve çağdaş milliyetçilik!

Yaşadıklarımız tarihi bir çelişki ve akıl tutulması olduğu kadar, ibret-i alemlik büyük bir ayıpta aynı zamanda. 

Eski bir selametçi için milliyetçilerin birbirini yemesi, kırk yıllık dostlukların göz kırpmadan bir günde bitirilmesi anlaşılabilir bir şey değil. 
Hele ülkücüyüm deyip de anaları bacıları ortaya atanlar yok mu gördükçe duydukça okudukça insanın kanı donuyor. Bu kadar mı kendinizden geçtiniz be mübarekler. Ülkücünün namusu ülkücüye ne zaman helal oldu.

Gerçekten karanlık günlerinden geçiyoruz. 
Yıllarca üniversitelerde örgütlenmiş milyonlarca aydını olan bir hareket en temel konularda, en hayati tercihler de, birbirine bu kadar mı ters düşer. 

Ülkücü harekete bakınca incelenecek masaya yatırılacak ne çok şey varmış demeden kendini alamıyor insan. 

Sizi bilmem ama bana göre bütün bunlar çağdaşlaşamamanın sonucu. Çünkü ne kadar uğraşırsak uğraşalım eski kafayla yeni sorun çözülmüyor. 

İnce ince, yanık yanık Türkün içine işleyen o meşhur şiirdeki gibi 
Her devirde, bir kaderi kara Türkoğlu hikayesi, muhakkak çıkıyor karşımıza. 
Ne diyelim ne kadar zaman geçerse geçsin kafa değişmeden kader değişmiyor. 


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.