• Dolar döviz kuru 3.6710
  • Euro döviz kuru 4.3270
  • 03.10.2017
Orhan  Tat

Orhan Tat

TÜRK MİLLİ EĞİTİMİ ?!..

Türkiye Cumhuriyeti Devletinde Milli Eğitim sistemi, Atatürk'ün engin görüş ve ilkleri ile Köy Enstitülerinde başlamıştır.

Köy Enstitüleri, Cumhuriyet aydınlanmasının eğitim alanındaki en özgün ve en çok ses getiren bir uygulamasıdır. Hazırlıkları 1930 lu yılların ortalarında başlatılıp 1937'de uygulamasına girişilen enstitülerin, 1940'da yasal bir zemine oturtulduğu görülmektedir. 17 Nisan 1940'da kabul edilen 3803 sayılı Köy Enstitüleri Kanunu'na göre, enstitülerin görevi sadece köy öğretmeni yetiştirmekle sınırlı kalmayıp, öğretmenle birlikte sağlık görevlileri, teknisyenler gibi meslek elemanları yetiştirmekti. Köy Enstitüleri, kuruluş amaçlarının çok üstünde bir başarı göstermişlerdir. Köyün, kırsal alanlarda yaşayanların sorunlarını ortaya koyan ilerici bir kuşağın yetişmesini sağlamışlardır. (Bu dönemde ülkenin %82 sinin köyde yaşadığını unutmayın)

Bu sistem aynı zamanda uygulamalı bir eğitim sistemidir. 1940-1946 arasında köy enstitülerinde 15.000 dönüm tarla tarıma elverişli hale getirilmiş ve üretim yapılmıştı. Aynı dönemde 750.000 yeni fidan dikilmişti. Oluşturulan bağların miktarı ise 1.200 dönümdü. Ayrıca 150 büyük inşaat, 60 işlik, 210 öğretmen evi, 20 uygulama okulu, 36 ambar ve depo, 48 ahır ve samanlık, 12 elektrik santralı, 16 su deposu, 12 tarım deposu, 3 balıkhane, 100 km. yol yapılmıştı. Sulama kanalları oluşturularak enstitü öğrencilerinin uygulamalı eğitim gördüğü çiftliklere sulama suyu öğrenciler tarafından getirilmişti.

Köy Enstitüsü uygulaması Hasan Ali Yücel'in 1946'da Milli Eğitim Bakanlığından ayrılmasına değin devam etmiştir. Hasan Ali Yücel'den sonra Milli Eğitim Bakanı Olan Reşat Şemsettin Sirer zamanında ise Köy Öğretmen Okullarına dönüştürülmüştür. Daha sonra da Demokrat Parti döneminde 27 Ocak 1954'te kapatılmıştır. Kapatıldığı yıla kadar Köy enstitülerinde 1.308 kadın ve 15.943 erkek toplam 17.251 köy öğretmeni yetiştirilmiştir.

1946 yılında hükümetin yaklaşan seçimleri yitirme kaygısı ve CHP içinden muhalif milletvekillerinin başını çektiği örgütlü muhalefetin kampanyasıyla, milli eğitim müfredatında ve yapılanmasında kuruluş amaçlarından uzaklaşan değişiklikler yapılmıştır. Sistem ilerleyen yıllarda da, daha önceleri sıkı sıkıya bağlı olduğu "iş için, iş içinde eğitim" ilkesinden uzaklaştırılmış, sonrada da "her bir öğrencinin birer Atatürk olarak yetiştirilmesi" amacıyla kurulmuş olan sistem 1954 te sonlandırılmıştı

II.Dünya Savaşı'nın sonlarında, 1945 yılında Sovyetler Birliği lideri Stalin'in Türkiye'den KarsArtvin, Ardahan illeri ile Boğazlarda askeri üs istemesi üzerine, Milli Şef de ABD'den askeri destek istemişti. Bu desteği vermeye hazır olduğunu belirten ABDTruman Doktrini ile yardıma başlamıştı ama karşılığında Türkiye'de serbest seçimlere dayanan demokrasi düzeninin yerleştirilmesini ve "5 yıllık kalkınma planları" ile "Köy Enstitüleri" gibi Sovyet sistemine benzer(!) uygulamaların kaldırılmasını talep etti.

Amerika kendisine verilen bu tavizleri iyi değerlendirerek Türkiye Milli Eğitim sistemine kendi imzasını atmayı planladı. Köy Enstitülerini kaldırmak yetmezdi yerine kendisinin istediği sistemi kurmayı istiyordu ve milli eğitimi kendisinin hakimiyetinde bir komisyonla yönetmeyi önerdi. Bunun üzerine, "Türkiye Fulbright Eğitim Komisyonu" ya da diğer bir adıyla "Türkiye-Amerika Birleşik Devletleri Kültürel Mübadele Komisyonu", 1949 yılında Amerika Birleşik Devletleri ve Türkiye arasında imzalanan ikili anlaşma ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden geçen 13 Mart 1950 tarih ve 5596 sayılı kanun çerçevesinde çalışmaya başlatıldı.. 

Eğitim anlaşmasına göre komisyon 8 kişiden oluşacaktı. Bu 8 kişinin dördü Türk, dördü ise Amerikan vatandaşlarından oluşacaktı. Komisyonun başkanlığını Amerikalılar yürütecek, ve "Bu komisyon, niteliği bu anlaşmayla belirlenen ve parası T.C Hükümeti tarafından finanse edilecek olan eğitim programlarının yönetimini kolaylaştıracak ve Türkiye Cumhuriyeti ile Amerika Birleşik Devletleri tarafından tanınacaktı. Anlaşmaya göre, kurulacak komisyonun yetki, işleyiş ve oluşumu ile ilgili olarak ta; Türkiye’deki okul ve yüksek öğrenim kurumlarında ABD vatandaşlarının yapacağı eğitim, araştırma, öğretim gibi eğitim faaliyetleri ile Birleşik Devletlerdeki okul ve yüksek öğrenim kuruluşlarında Türkiye vatandaşlarının yapacağı eğitim, araştırma, öğretim gibi faaliyetlerini; yolculuk, tahsil ücreti, geçim masrafları ve öğretimle ilgili diğer harcamaların karşılanması da dahil olmak üzere finanse etmek vardı.

Komisyon, güncel haliyle internet sitesinde kendisini şu ifadeyle tanımlamaktadır; "Fulbright Programı, Amerika Birleşik Devletleri’nin en prestijli burs programıdır. Program, 1946 yılında, İkinci Dünya Savaşı sonrası, Senatör J. William Fulbright’ın eğitim ve kültürel değişim yoluyla, ülkeler arasında ortak bir anlayış geliştirmek amacıyla Amerikan Kongresi’ne sunduğu bir kanun teklifiyle başlatılmıştır. Bu yasanın fikir babası olan Senatör J.William Fulbright, Fulbright Programı’nı dünyamızdaki silahlı çatışma potansiyeline karşı atılan bir adım olarak görmüştür. Bu program sayesinde, Amerikalı öğrenciler ve sanatçılar dünyanın birçok yerinde eğitim ve araştırma imkânlarından yararlanmakta, dünyanın dört bir tarafından gelen öğrenci, öğretmen ve akademisyenler ise Amerika’da araştırma yapmakta ve eğitim alabilmektedirler."

Hala uygulamada olan bu sistem ile ülkemiz çocuklarına verilen MİLLİ eğitim faaliyetlerinin ve proğramlarının hazırlanması, denetlenmesi, kural ve politikalarının belirlenmesi komisyon yönetim kurulunca yapılmaktadır.

Yazımın girişinde Cumhuriyetin kurucularınca planlanmış ve uygulamaya sokulmuş Milli eğitim sisteminden kısaca bahsetmiştim, sonrasında ise sömürge anlayışıyla çalışan sistemi tanıtmaya çalıştım. Kıyaslama yapmak size ait. Henüz kuşakların her iki sistemi de görmüş olarak yaşadığı ülkemizde, bizlere dayatılanın sürekliliği ve faydası net olarak gözlemlenebilir durumdadır. Mevcut sistemden devletin ve milletin geleceğini planlamak sanırım çok zor olacaktır. Belli ki bu sistem ya beyin göçüne sebep olan yada azınlıkla bireysel beceri ve kabiliyetlerini, akılla yoğuranların başarılı olabileceği bir sistemdir. Bu tezin en iyi ispatı 65 OECD ülkesi içinde okuduğunu anlama oranı bakımından ülkemizin 47. sırada olmasıdır. Elbet bunun devamı olarak da, yetişkinlerde okuduğunu anlama, rakamları anlama ve problem çözmede en yüksek oranla sonuncu olmasıdır. Yani milletin çocuklarına verilen eğitim ile çocuklar kendi diliyle aldığı eğitimde okuduğunu anlamakta bile başarılı olamamaktadır. Yetiştirilenler çözüm üretememektedir.

Hal böyle olunca, ne beklenir ki?.. 

Hangi sınav sistemini getirirseniz getirin eğitim amaca ulaşır mı ?..

 

Elbette bu çocuklardan mucit çıkmaz, bilim adamı yetişmez. Zorlamayın çocuklarınızı.

Elbet bu sistemden mezun olanlar iş hayatında başarılı olamaz, çözümcü olamazlar. Sıkmayın kendinizi.

Yeni eğitim yılınız hayırlı(?) olsun !..

 

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.