15123,65%-0,12
43,18% 0,07
50,37% 0,17
6411,01% 0,76
10370,94% 0,59
Antalya Kent Konseyi tarafından 200’ün üzerinde paydaşın katkısıyla hazırlanan ve 12 Mart 2025’te açılışı yapılan 21. Yüzyılda Antalya Çalıştayı, “Tarımsal Üretimi Etkileyen Tehditler ve Tarımda Kooperatifleşme” başlıklı oturumuyla devam etti. Oturum, 3 Aralık 2025 Çarşamba günü saat 14.00’te Antalya Kent Konseyi toplantı salonunda gerçekleştirildi.
Adnan Özçelik başkanlığındaki oturumda, Prof. Dr. İbrahim Yılmaz “Antalya’da Üretim Planlaması ve Tarımsal Kooperatifleşme”, Av. Tuncay Koç ise “Taş, Kum ve Mermer Ocaklarının Tarım ve Çevreye Etkileri ve Yasal Durum” başlıklı sunumlarını yaptı.
“Tarım çoklu tehditlerle karşı karşıya”
Çalıştayın açılış konuşmasını yapan Antalya Kent Konseyi Başkanı Semanur Kurt, Antalya’da tarımsal üretimin birçok risk altında olduğuna dikkat çekti:
“Tarım alanlarının hızlı kentleşmeyle imara açılması, taş ve maden ocaklarının yaygınlaşması, iklim değişikliği, erozyon, su kaynaklarının azalması, genç nüfusun tarımdan uzaklaşması ve artan maliyetler üretimi zorlaştırıyor. Antalya’da isteyen istediği yere taş ocağı açmamalı. Bu faaliyetlerin hem çevre hem de tarım üzerinde ciddi etkileri var. Tarımın ve çevrenin sürdürülebilir korunması artık zorunluluktur.”
Prof. Dr. Yılmaz: “Mevcut düzenlemeler uygulanabilir değil”
Prof. Dr. İbrahim Yılmaz, ulusal ölçekte etkin bir üretim planlamasının gerekliliğine vurgu yaptı. 2023’te yapılan düzenlemelere göre, üreticilerin hangi ürünü ne kadar ekebileceğine merkezde “Tarımsal Üretim Planlaması Kurulu”, illerde ise “Teknik Komite”nin karar verdiğini hatırlatan Yılmaz, sistemin altyapı eksiklikleri nedeniyle işletilemediğini söyledi.
Yılmaz, “Planlanan ürün dışında ekim yapan üreticilere %1–5 arasında ceza öngörülüyor. Ancak mevcut altyapıyla bu sistemin uygulanması mümkün görünmüyor. Tarımsal kooperatifler üretim planlamasında önemli bir çözüm olabilir.” dedi.
Av. Koç: “Maden yasası tarım ve orman alanlarını korumasız bıraktı”
Avukat Tuncay Koç, taş ve maden ocaklarına ilişkin yasal sürecin tarımsal üretim üzerinde ciddi baskı oluşturduğunu belirtti. 2004 yılında yapılan değişiklikle taş ve toprağın da Maden Kanunu kapsamına alındığını hatırlatan Koç, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Maden ruhsatlandırma yetkisinin MAGEM’e devredilmesiyle ülke genelinde korunan alan kalmadı. Ormanlar, tarım arazileri, sulak alanlar dahil her yerde madencilik yapılabilmesinin önü açıldı. Su ve gıda krizine rağmen maden lobisinin etkisi çok güçlü.”
Koç ayrıca, ÇED süreçlerindeki eksik uygulamaların tarımsal kayıpları artırdığını vurguladı:
“Tarım Müdürlükleri sadece işletme sahasına bakıyor, çevredeki tarım alanlarını dikkate almıyor. Orman Müdürlükleri şirket raporlarıyla yetiniyor. Bu nedenle tarım alanları parçalanıyor, verim düşüyor ve su krizi derinleşiyor.”