Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek hakkında savcılığın hazırladığı iddianame mahkemeye gitti. Dosya artık 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde. Bundan sonrası ne siyasetçinin işi, ne gazetecinin, ne de sosyal medyada ahkâm kesenlerin… Bundan sonrası adaletin işidir.
Mahkeme süreci başlayacak. Taraflar konuşacak, deliller masaya yatırılacak, hâkim kararını verecek. Olması gereken de tam olarak budur.
Ancak iddianame mahkemeye sunulur sunulmaz bazıları kolları sıvadı. Daha dava başlamadan hüküm kesildi. Dosyadaki iddialar bağlamından koparıldı, cımbızla çekilip kamuoyunun önüne atıldı. Kimisi “suçlu” dedi, kimisi “mahkûm”. Herkes savcı, herkes hâkim.
Oysa çok temel bir gerçek var:
İddianame bir suçlama metnidir, ceza kararı değildir.
Mahkeme karar vermeden kimseye suçlu diyemezsiniz. Diyen olursa bu adalet olmaz, bu düpedüz linç olur. Hukuk devletinin en temel dayanaklarından biri masumiyet karinesidir. Yani suç ispatlanana kadar herkes masumdur. Nokta.
Bir de işin insan tarafı var. Bu dosyada adı geçenlerin aileleri var. Anaları, babaları var. Eşleri, çocukları var. Ağızdan çıkan her söz bir eve çarpıyor. Çirkefleşmenin, peşin hükmün, yargısız infazın kimseye faydası yok. Ne topluma, ne adalete, ne de vicdana.
Ortada 702 sayfalık bir iddianame var. Bunun yalnızca 21 sayfası isimlere ayrılmış. Geri kalan yüzlerce sayfa; ifadelerden, beyanlardan ve iddialardan oluşuyor. Savcılık önüne gelen her iddiayı dosyaya koymuş. Bu zaten savcının görevidir. Ancak altını özellikle çizmek gerekir:
Karar veren savcılık değildir. Karar veren mahkemedir.
Mahkeme başkanı hem iddia edenleri hem de haklarında iddia bulunanları dinleyecek. Sorular soracak, cevapları alacak, delilleri tartacak. Gerçek dediğimiz şey ancak bu sürecin sonunda ortaya çıkacaktır.
Bugün yapılması gereken çok nettir:
Beklemek.
Sabırlı olmak.
Adaletin tecellisine saygı duymak.
Gerisi laf kalabalığıdır.