Geçtiğimiz gün, DEM denilen ve PKK’nın uzantısı olan partinin kışkırtmasıyla Nusaybin’de; kansız, soyu sopu belli olmayan vatan hainleri, Suriye sınırına sıfır noktada bulunan Türk’ün bayrağına zılgıt çekerek el uzattılar. Gerçi ertesi gün o hainler inlerinden tek tek alındı.
Bu kansız vatan hainlerinin varsa tüm mal varlıklarına el konulmalıdır.
Yetmez. Türkiye Cumhuriyeti kimlikleri ellerinden alınmalı ve vatandaşlıktan çıkarılmalıdır.
Yetmez. Bu bayraksızlar acilen sınır dışı edilmelidir.
Yetmez. DEM denilen parti acil olarak kapatılmalıdır.
Yetmez. Polisimize, askerimize taş atarak sınırı aşıp Suriye’ye giriş yapanların kimlikleri tek tek tespit edilmeli ve tekrar oraya gönderilmelidir.
Bu satırlar, bir öfkenin değil; bir milletin sinir uçlarına dokunulduğunda verdiği doğal refleksin ifadesidir. Çünkü Türk bayrağı, herhangi bir sembol değildir. O bayrak, bu topraklarda bedel ödenerek dalgalanır. El uzatılan şey yalnızca bir direk değil; devletin egemenliği, milletin onuru, şehitlerin emanetidir.
Nusaybin’de yaşanan hadise, münferit bir taşkınlık olarak geçiştirilemez. Bu tür girişimler, yıllardır farklı isimler ve kılıflar altında sürdürülen devletle bilek güreşinin yeni bir provokasyonudur. Kışkırtanlar bellidir, kullanılan dil bellidir; hedef alınan sembol ise her zamanki gibi aynıdır: Türk bayrağı.
Devletin ertesi gün gösterdiği refleks önemlidir; ancak yeterli değildir. Caydırıcılık, yalnızca gözaltıyla değil; hukuk içinde ama sert ve net yaptırımlarla sağlanır. Bayrağa uzanan elin bedeli, toplum vicdanında da hukuk önünde de ağır olmalıdır.
Burada mesele intikam değil; devlet aklıdır. Terörle iltisakı olan yapılarla siyaset yapılmasına göz yumuldukça, bu tür taşkınlıkların ardı kesilmeyecektir. Türkiye Cumhuriyeti, kimsenin sabrını sınayacağı bir yapı değildir.
Bu ülkenin bayrağı sahipsiz değildir. Bu devlet refleksiz değildir. Ve bu millet, neye ve nasıl karşı duracağını çok iyi bilir.
Velhasıl kelam….
Bu topraklarda Türk bayrağına uzanan el, yalnızca bir kumaşa değil; devletin egemenliğine, milletin onuruna ve şehitlerin emanetine uzanmıştır. Bunun adı ne protestodur ne de ifade özgürlüğü. Bunun adı ihanettir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bayrağına el uzatanlara karşı sabırla değil, kararlılıkla; tereddütle değil, caydırıcılıkla hareket etmek zorundadır. Çünkü bu ülkenin bayrağı sahipsiz değildir, bu devlet refleksiz değildir ve bu millet neye, ne zaman, nasıl karşı duracağını çok iyi bilir.