İsa Yıldırım hakkında açılan soruşturma doğrudur.
Ancak kamuoyuna yansıyan bilgiler eksik ve tek taraflıdır.
Şöyle ki;
Olayın kökü, bugün hedefe konulan isimden çok daha geriye, Muratpaşa Belediyesi dönemine uzanmaktadır.
İddialara göre; Aksu Turizm Bölgesi sınırları içinde kalan alanda, yıllar önce turistik amaçlı kaçak yapılar ya da ruhsatı olup projeye aykırı inşa edildi. Sadece küçük işletmeler değil, koca koca AVM’ler bu sürecin parçası oldu. Bu yapılara ilişkin ruhsatların, ilk etapta Muratpaşa Belediyesi tarafından verildiği, daha sonra bölgenin Aksu sınırlarında kalmasına rağmen, dönemin belediye yönetimi tarafından yapılan uyarılara rağmen uzun süre işlem yapılmadığı ileri sürülüyor.
Yani mesele, tek bir dönem ya da tek bir isimle sınırlı değil; yıllara yayılan bir imar ve denetim sorunu söz konusu.
İddiaların fitilini ateşleyen asıl gelişme ise ticari bir anlaşmazlık.
Bölgede bulunan bir iş yeri, başka bir firmaya devredilmek isteniyor.
İş yerinin piyasa değeri yaklaşık 10 milyon TL olarak ifade edilirken, mevcut işletme sahibi 50 milyon TL talep ediyor. Alıcı firma bu bedelin gerçekçi olmadığını belirterek bu rakamı kabul etmiyor ve satın almaktan vazgeçiyor.
Tam bu noktada iş yeri sahibi,
“Bu yeri 50 milyon liraya neden almadınız?” iddiasıyla, hem belediyeyi hem de ilgili kişi ve kurumları CİMER’e şikâyet etmeye başlıyor. Süreç böylece adli ve idari bir boyuta taşınıyor.
Bugün tartışılan alan, Aksu Turizm Bölgesi’nde bulunan yüzlerce kaçak yapının yalnızca küçük bir bölümü. Bu bölge, Türkiye ekonomisine ciddi ölçüde turizm geliri sağlayan bir alan.
Gerçek şu ki:
Bu yapıların bir anda yıkılması fiilen mümkün değil, Turizm sezonu öncesi atılacak sert adımlar, turizme doğrudan darbe anlamına gelir, Aksu Belediyesi’nin bu alanları kendi imkânlarıyla yıkabilecek makine parkı yok,
Yıkım için ihale süreci gerekiyor ve bu süreç zaman alıyor.
Dolayısıyla mesele, “neden hemen yıkılmadı?” sorusundan çok daha karmaşık.
Bugün Aksu’daki AVM yolu ve imar uygulamaları, İsa Yıldırım’ın önüne konuluyorsa, burada ciddi bir adres şaşırması vardır.
Çünkü:
Bu dolgu, bu yol, bu imar uygulaması İsa Yıldırım döneminde başlamadı.
Dosyanın geçmişinde, eski yönetimlerin aldığı kararlar, attığı imzalar ve yıllarca süren ihmaller bulunmaktadır. Bugün yaşananlar, mevcut yönetimin değil, eski belediyecilik anlayışının mirasıdır.
Mahkeme kararlarının “kısmen uygulanması” üzerinden mevcut başkanı hedef almak ise, hukuki bir arayıştan çok siyasi ve kişisel bir ısrarı çağrıştırmaktadır. Kamu yönetiminde hiçbir karar, bir gecede sihirli değnekle uygulanmaz; teknik, hukuki ve idari süreçler vardır.
-Bu yol yapılırken neredeydiniz?
-Bu dolgu atılırken neden ses çıkarmadınız?
-Yıllarca süren bu uygulamalara kimler göz yumdu?
Bugün cumhuriyet savcılık İsa yıldırım hakkında soruşturma başlatıyor. Kimsenin cumhuriyet savcılığının soruşturma açılmasından rahatsız değil. Çünkü Türk devleti hukuk devleti. Lakin bugün adalet arayanların, dün yaşananlara sessiz kalıp kalmadığı da kamuoyunun takdirine bırakılmalıdır.
Velhasıl kelam…
Aksu’da, bir AVM önündeki imar yolunda yapılan 3,80 metrelik dolguya ilişkin kesinleşmiş mahkeme kararının tam olarak uygulanmadığı gerekçesiyle Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatıldı. Süreçte CİMER’e yapılan şikâyetin etkili olduğu belirtilirken, iddialara göre meselenin yalnızca kaçak yapı olmadığı, asıl tartışmanın rant meselesi olduğu da öne sürülüyor.
Soruşturma, geçmiş dönem yöneticilerini değil, mevcut AKP’li Aksu Belediye Başkanı İsa Yıldırım ve bugünkü yönetimi kapsıyor. Başkan Yıldırım ise açık bir dille şunu söylüyor:
“Yaşananlar benim dönemimden önce gerçekleşmiştir. Şükür, abdestimizden şüphemiz yok. Şeffaf belediyecilik anlayışımız devam edecektir. Devletimiz varsa, bir suç ya da yanlış varsa elbette gereğini yapacaktır.”
Evet, hukuk elbette işletilmelidir.
Ama hukuk, bir hesaplaşma aracı değil, adaletin terazisi olmalıdır.